Sokak, Futbol ve Kola Tenekeleri
İki taşı üst üste koyduk mu alın size kale, boş bir kola tenekesi de varsa elinizde geriye kalıyor 3?5 çocuk bir araya gelebilmeye, e ondan kolay ne var dimi. Sokaklar, belirli bir yaşa kadar çocukların futbol sahalarıdır. Hele ki yaz tatilleri geldiğinde, mahallenin hocası yatsı ezanını okumadan girmez o çocuklar; evin demir, gıcırdayan kapısından içeri. Sofra hazırdır, baba sinirli bir şekilde elde kumanda haber izler, anne bağırır oğlum hadi gel artık!! Surat kıp kırmızı, ellerde yaralar, elbiseler toz içinde girersin içeri, nefes nefese.

Alman kale, tek kale, 7 aylık veya 9 aylık; futbol topuyla sokakta oynaya bileceğiniz oyunların bazılarıdır. Hatta 9 aylık da son golü atan doğan çocuğun isim babası olurdu. Ara sıra mahallenin ağabeyleri de katılırlardı bu oyunlara. Hele ki oyun sevdikleri kızın evinin yanındaysa. Hem sevgili gözlenir hem de fiyakalı cambazlıklarla artistik puanlar toplarlardı ve o çocuklar bu durumdan mutlaka kendilerine kar çıkarırlardı; bakkaldan birkaç çikolata gibi mesela.
Eğlencenin ve kavganın hatsafada olduğu, dar alanda kısa paslaşmaların yaşandığı, futbolun fena halde hayata benzediği bir ortamdan çocuklarımızı mahkûm bırakıyoruz. Yeni binalar, büyük binalar, uzun binalar, beton beton üzerine. Sokaklar bizim ve onların her şeyi, bırakın özgür kalsınlar, topa da vurabilsinler. “Güzel bir pas, Rimbaud siiri gibidir” diyor Eric Cantona, bırakın o şiiri tadabilsinler. Bırakın ki Albert Camus gibi “Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.” futbola borçlu kalsınlar. Biz büyüdük ve kirlendi dünya demesinler.
